Selamlar dostlar
Son yazımın üzerinden 4 sene geçmiş. Yazı yazmak zor geliyor, başlıyorum ve yarım kalıyor hep. Hayatımdaki çoğu şey de böyle zaten, yarım bıraktıklarımla dolu geçmişim. Düşününce kendi kendime, kendimle konuşup yine kendime açılmadığım uzun bir dönemden geçmişim.
Zor bir 4 yıl geçti, ama bir o kadar da kolaydı geriye dönüp bakınca. Çünkü geçti. 4 yıldır yaşadıklarımın hepsi yaşandı, değiştirilemez, yeniden yaşanamaz hiçbiri.
Bazen çok ilginç geliyor bu durum, her gün yepyeni zorluklara uyanıyoruz, yaşadıklarımızı yaşarken içimizde fırtınalar kopuyor o an, korkuyoruz, çekiniyoruz, gülüyoruz, heyecanlanıyoruz, ağlıyoruz, üzülüyoruz, seviniyoruz, seviyoruz... Ama dönüp geriye baktığımızda, geçip giden senelerimize, bu hislerin hepsi gitgide yabancılaşmaya başlıyor. Bütün hayatımız bir kitaptan daha tanıdık değil hiçbirimiz için.
Tüm hayatımız birer kitap cildinden ibaret geçmişe baktığımızda.
Ve en kötüsü de yine güneş altında unutulan bir kitap sayfası gibi silikleşiyor tüm geçmişimiz onlarla ilgilenmeyi bıraktığımızda.
Bu... o kadar da kötü değil belki de? Yeni sayfalar okumak gerekir sanki, değil mi? Aynı kitabı tekrar tekrar, aralıksız, başka hiçbir kitaba elini sürmeden okumak daha mı iyi yeni sayfalardan, kitaplardan?
Bir kitap cildinin sırtıyız hepimiz, aynı raflarda, aynı kitaplıkta ama farklı kitaplar. Aynı evrenin anlatıldığı farklı hikayeleri içeren sayfaları bir arada tutan geçmişimizle hepimiz birer kitabız. Kimimiz geçmişine takılı kalmış, incecik bir kitap iken kimimiz binlerce sayfadan oluşan, her sayfasında ayrı bir müzik çalan koskoca bir eser bırakıyor geride.
Yazı yazmak zor geliyor
4 Mayıs 2020 Pazartesi
3 Haziran 2016 Cuma
Kafamdan Geçenler - 9
Bu sabah yalnız uyandım, Müslüm Gürses'in de şarkıda söylediği gibi. Ama farklı olan bir şey var o şarkıdan, haftalardır yalnız uyanıyorum. Haftalardır özlüyorum. Haftalardır sorular soruyorum. Haftalardır cevaplar bulamıyorum. Haftalardır...
Geçen her günüm birbirinine o kadar benziyor ki, farklı olmalarına rağmen. Sensiz uyanıp seninle uyuyorum. Seninle ve sensiz geçen günlerim bazen bir rüya bazen bir hayal olarak karşımda, sürekli aklımda yani. Bir gün bakıyorum Sultan Ahmet, bir gün bakıyorum Eyfel, bir gün Belin duvarı. Nerede olursam olayım karşımda hep matem, hep sensizlik hep hüzün. Düşünüyorum çünkü, sen olsaydın ya yanımda? Ama olamazdın değil mi?
Bütün sebepler tarafımızda da olsa bertaraf olmamız gerekiyordu çünkü. Şartlar uysa bile biz istemedik birbirimize uymayı sanırım.
Ne olurdu be uysaydık? En azından gece rahat uyusaydık ne olurdu be? Çok mu zordu mutlu olmak?
Evet zordu...
Zordu çünkü sevmek gerekiyordu. Sevdik, yani en azından sevdim ama yetmedi.
Evet zordu...
Çünkü peşimizsıra taşıdığımız heybelerimiz vardı kurtulmamız gereken, geçmişten gelen. Kurtulmayı istememiz de yeterdi aslında, istedik, yani en azından ben istedim ama yetmedi.
Evet zordu...
Çünkü başkalarının ne düşündüğünün sevgimiz üstünde etkisi olmadığının, ikimiz olduktan sonra gerisinin önemli olmadığının farkında olmamız gerekiyordu. Sevgimiz birbirimize yeter dedik, yani en azından ben dedim ama o da yetmedi.
Evet zordu...
Hala zor...
Zor olmaya devam edecek...
Güzel anılar vardır hayatta, düşünüp neşelenir ya da özleyip hüzünlenirsin ya? Benim için hiçbir zaman bir anı olamayacaksın. Anı olabilmen için çekip gitmen gerekir çünkü. Sen çekip gitmek yerine ciğerimi söküp gittin. Seni sevmem yasak, sana dokunmam yasak, seni öpmem yasak... Anıdan çok bir fikirsin artık benim için. Çünkü;
"Bir fikri öpemezsin, dokunamazsın, sarılamazsın. Fikirler kanamaz. Asla acı çekmez ve asla sevmez."
"Dört kitaba da baktım, ayrılık sevap değil, gel..."
Geçen her günüm birbirinine o kadar benziyor ki, farklı olmalarına rağmen. Sensiz uyanıp seninle uyuyorum. Seninle ve sensiz geçen günlerim bazen bir rüya bazen bir hayal olarak karşımda, sürekli aklımda yani. Bir gün bakıyorum Sultan Ahmet, bir gün bakıyorum Eyfel, bir gün Belin duvarı. Nerede olursam olayım karşımda hep matem, hep sensizlik hep hüzün. Düşünüyorum çünkü, sen olsaydın ya yanımda? Ama olamazdın değil mi?
Bütün sebepler tarafımızda da olsa bertaraf olmamız gerekiyordu çünkü. Şartlar uysa bile biz istemedik birbirimize uymayı sanırım.
Ne olurdu be uysaydık? En azından gece rahat uyusaydık ne olurdu be? Çok mu zordu mutlu olmak?
Evet zordu...
Zordu çünkü sevmek gerekiyordu. Sevdik, yani en azından sevdim ama yetmedi.
Evet zordu...
Çünkü peşimizsıra taşıdığımız heybelerimiz vardı kurtulmamız gereken, geçmişten gelen. Kurtulmayı istememiz de yeterdi aslında, istedik, yani en azından ben istedim ama yetmedi.
Evet zordu...
Çünkü başkalarının ne düşündüğünün sevgimiz üstünde etkisi olmadığının, ikimiz olduktan sonra gerisinin önemli olmadığının farkında olmamız gerekiyordu. Sevgimiz birbirimize yeter dedik, yani en azından ben dedim ama o da yetmedi.
Evet zordu...
Hala zor...
Zor olmaya devam edecek...
Güzel anılar vardır hayatta, düşünüp neşelenir ya da özleyip hüzünlenirsin ya? Benim için hiçbir zaman bir anı olamayacaksın. Anı olabilmen için çekip gitmen gerekir çünkü. Sen çekip gitmek yerine ciğerimi söküp gittin. Seni sevmem yasak, sana dokunmam yasak, seni öpmem yasak... Anıdan çok bir fikirsin artık benim için. Çünkü;
"Bir fikri öpemezsin, dokunamazsın, sarılamazsın. Fikirler kanamaz. Asla acı çekmez ve asla sevmez."
"Dört kitaba da baktım, ayrılık sevap değil, gel..."
3 Nisan 2016 Pazar
Kendine iyi bak bir veda değil elveda cümlesidir
“Kendine iyi bak” bir "veda" değil "elveda" cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...
"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“
Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler. .
Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler. Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden... gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?
"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“
Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler. .
Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler. Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden... gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?
15 Şubat 2015 Pazar
SSH klasör zipleme, klasör arşivleme, sıkıştırma
Merhabalar,
SSH ile klasör ziplemek için aşağıdaki adımları izliyoruz
1- konsoldan istediğiniz klasörün içerisine girin (cd var/lib/mysql gibi)
2- şu komutu yazın:
zip -r arsivadi.zip *
Bulunduğunuz dizin, bütün alt klasörleri ile beraber arşiv olarak kaydedildi.
2 Aralık 2014 Salı
Excellden Mysql veri aktarma
Merhabalar,
Excell içerisinde kayıtlı olan veriyi Mysql içerisine aktarmak için çok kolay bir yöntem bulunmakta. Bunun için ihtiyacımız olanlar:
- Excell Dosyası
- PhpMyAdmin bağlantısı.
Hemen adımlara geçiyorum:
1- Excell dosyası içerisindeki verileri tablo isimlerine göre sıralı şekilde düzenleyin.
2- Excell dosyasını CSV formatında kaydedin
3- Kaydettiğiniz CSV dosyası büyük ihtimalle noktalı virgül (;) ile ayrılmış olacaktır. (Not defteri ile açıp kontrol edebilirsiniz.)
4- PhpMyAdmin'e giriş yapın
5- İçeri aktaracağınız tabloyu seçin (soldaki menüyü de kullanabilirsiniz)
6- Yukarıdaki menüden "İçe Aktar"ı seçin
7- Dosyayı seçin
8- Biçim olarak CSV seçin
9- "Biçim-Belli Seçenekler" kısmında "sütunlar şununla ayrılmış" için noktalı virgül (not defterinde farklı gördü iseniz, gördüğünüzü) yazın
10- EĞER TABLODAKİ ESKİ VERİLER SİLİNSİN İSTİYORSANIZ; tablo verisini dosya ile değiştiri tikleyin.
11- Git butonuna tıklayın.
İşlem bu kadar.
Hepinize mutlu yarınlar
Excell içerisinde kayıtlı olan veriyi Mysql içerisine aktarmak için çok kolay bir yöntem bulunmakta. Bunun için ihtiyacımız olanlar:
- Excell Dosyası
- PhpMyAdmin bağlantısı.
Hemen adımlara geçiyorum:
1- Excell dosyası içerisindeki verileri tablo isimlerine göre sıralı şekilde düzenleyin.
2- Excell dosyasını CSV formatında kaydedin
3- Kaydettiğiniz CSV dosyası büyük ihtimalle noktalı virgül (;) ile ayrılmış olacaktır. (Not defteri ile açıp kontrol edebilirsiniz.)
4- PhpMyAdmin'e giriş yapın
5- İçeri aktaracağınız tabloyu seçin (soldaki menüyü de kullanabilirsiniz)
6- Yukarıdaki menüden "İçe Aktar"ı seçin
7- Dosyayı seçin
8- Biçim olarak CSV seçin
9- "Biçim-Belli Seçenekler" kısmında "sütunlar şununla ayrılmış" için noktalı virgül (not defterinde farklı gördü iseniz, gördüğünüzü) yazın
10- EĞER TABLODAKİ ESKİ VERİLER SİLİNSİN İSTİYORSANIZ; tablo verisini dosya ile değiştiri tikleyin.
11- Git butonuna tıklayın.
İşlem bu kadar.
Hepinize mutlu yarınlar
SSH ile dosya arama - dosya boyutuna göre WHM Cpanel
Merhabalar,
Bu yazımda SSH ile dosya boyutuna göre arama konusuna değineceğim.
SSH içerisinde arama yapmak için komutları her yerden bulabiliriz. Peki dosya boyutuna göre arama yapmak istiyorsak ne yapmalıyız? Yine örnekler ile devam edelim.
Sunucumda kullanılan disk alanı aşırı derecede arttı. Bunun birçok nedeni olabilir. Benim kalıma ilk olarak 2 neden gelir.
1- Otomatik yedekleme vardır, alınan yedeklerden dolayı disk alanı dolmuştur.
2- Sunucuda sorun yaşanıyordur, bu sorunlar da (sorun her ne ise, konumuz dışında şu anda) error_logları dolduruyordur.
Benim başıma genelde yukarıdakiler geliyor :) Durum böyle olunca sorunun kaynağını bildiğimden dolayı sorunu çözmek kolay oluyor. Peki aklıma bir şey gelmedi ise?
find /home -type f -size +50000k
Yukarıdaki komut ile home dizininde (sitelerin bulunduğu dizin) ~50mb ve üzeri dosyaları bulabiliyorum.
Sondaki 50000 yerine istediğiniz rakamı yazabilirsiniz.
Hepinize mutlu yarınlar...
Bu yazımda SSH ile dosya boyutuna göre arama konusuna değineceğim.
SSH içerisinde arama yapmak için komutları her yerden bulabiliriz. Peki dosya boyutuna göre arama yapmak istiyorsak ne yapmalıyız? Yine örnekler ile devam edelim.
Sunucumda kullanılan disk alanı aşırı derecede arttı. Bunun birçok nedeni olabilir. Benim kalıma ilk olarak 2 neden gelir.
1- Otomatik yedekleme vardır, alınan yedeklerden dolayı disk alanı dolmuştur.
2- Sunucuda sorun yaşanıyordur, bu sorunlar da (sorun her ne ise, konumuz dışında şu anda) error_logları dolduruyordur.
Benim başıma genelde yukarıdakiler geliyor :) Durum böyle olunca sorunun kaynağını bildiğimden dolayı sorunu çözmek kolay oluyor. Peki aklıma bir şey gelmedi ise?
find /home -type f -size +50000k
Yukarıdaki komut ile home dizininde (sitelerin bulunduğu dizin) ~50mb ve üzeri dosyaları bulabiliyorum.
Sondaki 50000 yerine istediğiniz rakamı yazabilirsiniz.
Hepinize mutlu yarınlar...
24 Ekim 2014 Cuma
Mysql Fiyat Sıralama Problemi
Merhabalar,
PHP ile mysqlden veri çekerken noktalamalı rakamlarda sıralama sorunu yaşanabiliyor. Örneğin; çoktan aza sıralamada 970.00 sayısı 1,280.00 dan önce gelebiliyor. Bunun önüne geçmek çok basit.
Hemen örnek vereyim;
Çekmek istediğimiz alanın adı: fiyat
Sıralama: Artan
"select * from urunler order by fiyat Asc";
Yerine
"select * from urunler order by REPLACE(fiyat, ',', '')+0 Asc";
kullanın.
Azalan sıralama istiyorsanız Asc yerine Desc kullanabilirsiniz.
Hepinize mutlu yarınlar...
PHP ile mysqlden veri çekerken noktalamalı rakamlarda sıralama sorunu yaşanabiliyor. Örneğin; çoktan aza sıralamada 970.00 sayısı 1,280.00 dan önce gelebiliyor. Bunun önüne geçmek çok basit.
Hemen örnek vereyim;
Çekmek istediğimiz alanın adı: fiyat
Sıralama: Artan
"select * from urunler order by fiyat Asc";
Yerine
"select * from urunler order by REPLACE(fiyat, ',', '')+0 Asc";
kullanın.
Azalan sıralama istiyorsanız Asc yerine Desc kullanabilirsiniz.
Hepinize mutlu yarınlar...
18 Ekim 2014 Cumartesi
PHP substr_replace türkçe karakter sorunu çözümü
Merhabalar,
Php ile türkçe yazılan bir yazıyı kısaltmak için substr_repace() fonksiyonunu kullanmak bazen can sıkabiliyor. Kestiği notkada türkçe karakter olması durumunda (türkçe karakteri çift karakter gibi alarak) ortadan bölüyor ve saçma sapan bir hata ile karşılaşıyorsunuz.
Çözümü çok basit aslında, mb_substr() kullanmak! (Çözüm için yazının sonuna gidin)
Örnek ile açıklayalım hemen:
Sitenize eklemek için haber modülü yaptığınızı farz edelim. Tablo adımız haberler olsun. Alanlar şu şekilde:
haber_id
haber_adi
haber_icerik
Haber içeriğimiz 500 karakterde kesilsin istiyoruz. Sayfaya çağırıyoruz;
### ÖRNEK BAŞLANGIÇ ###
<?
$query = mysql_query("SELECT * FROM haberler");
while($row = mysql_fetch_assoc($query))
{
$i++;
?>
<div name="haber_<? echo $i; ?>" class="haberler">
<img src="http://www.alanadi.com/haber_resimleri/sg1234sda.jpg" style="max-width:150px;float:left" />
<? echo substr_replace($row['haber_icerik'], ''...', 500); ?>
<br>
<a href="http://www.alanadi.com/haberler/<? echo $row['haber_id']; ?>">Devamı için tıklayınız... </a>
</div>
<?
}
?>
### ÖRNEK BİTİŞ ###
Yukarıdaki örnekte, haber içeriği türkçe bir karakter ile bitiyorsa şu görüntü oluşabiliyor:
...tarihinde ankara kız�...
Halbuki orada yazması gereken:
...tarihinde ankara kızı...
ÇÖZÜM:
<? echo substr_replace($row['haber_icerik'], ''...', 500); ?>
YERİNE
<? echo mb_substr($row['haber_icerik'], 0,500, 'UTF-8'); ?>
Kullanın :)
Hepinize mutlu yarınlar...
Php ile türkçe yazılan bir yazıyı kısaltmak için substr_repace() fonksiyonunu kullanmak bazen can sıkabiliyor. Kestiği notkada türkçe karakter olması durumunda (türkçe karakteri çift karakter gibi alarak) ortadan bölüyor ve saçma sapan bir hata ile karşılaşıyorsunuz.
Çözümü çok basit aslında, mb_substr() kullanmak! (Çözüm için yazının sonuna gidin)
Örnek ile açıklayalım hemen:
Sitenize eklemek için haber modülü yaptığınızı farz edelim. Tablo adımız haberler olsun. Alanlar şu şekilde:
haber_id
haber_adi
haber_icerik
Haber içeriğimiz 500 karakterde kesilsin istiyoruz. Sayfaya çağırıyoruz;
### ÖRNEK BAŞLANGIÇ ###
<?
$query = mysql_query("SELECT * FROM haberler");
while($row = mysql_fetch_assoc($query))
{
$i++;
?>
<div name="haber_<? echo $i; ?>" class="haberler">
<img src="http://www.alanadi.com/haber_resimleri/sg1234sda.jpg" style="max-width:150px;float:left" />
<? echo substr_replace($row['haber_icerik'], ''...', 500); ?>
<br>
<a href="http://www.alanadi.com/haberler/<? echo $row['haber_id']; ?>">Devamı için tıklayınız... </a>
</div>
<?
}
?>
### ÖRNEK BİTİŞ ###
Yukarıdaki örnekte, haber içeriği türkçe bir karakter ile bitiyorsa şu görüntü oluşabiliyor:
...tarihinde ankara kız�...
Halbuki orada yazması gereken:
...tarihinde ankara kızı...
ÇÖZÜM:
<? echo substr_replace($row['haber_icerik'], ''...', 500); ?>
YERİNE
<? echo mb_substr($row['haber_icerik'], 0,500, 'UTF-8'); ?>
Kullanın :)
Hepinize mutlu yarınlar...
16 Ekim 2014 Perşembe
SSH tmp temizleme WHM Cpanel
Merhabalar,
TMP dolması yerli yersiz, saçma sapan problemlere yol açabiliyor. Bu sebeple zaman zaman manuel olarak boşaltmanız gerekebilir.
Bunun için en kestirme yol, SSH ile sunucumuza bağlanarak tmpyi tekrar oluşturmaktan geçiyor. Ardından servisleri restart ediyoruz. Komutlar sırası ile şu şekilde (teker teker kullanın, biri tamamlanınca diğerini...):
/bin/umount -l /tmp
/bin/umount -l /var/tmp
/bin/rm -fv /usr/tmpDSK
/scripts/securetmp --auto
/scripts/restartsrv_mysql
/scripts/restartsrv_httpd
Eğer mysql servisi ile ilgili bir sorun yaşıyorsanız, mutlaka aşağıdaki komutu da kullanın. FAILED alırsanız üstteki adımları tekrar deneyin.
service mysql start
Mesela, sunucuda mysql servisi beklenmedik bir biçimde duruyor ve çalıştırılamıyor olabilir, ki ben bunu yaşıyorum. Bu sorunun çözümü için yukarıdaki adımlar işe yarıyor. Tabii ki bu kısa süreli bir çözüm, Sunucunuzun yedeğini alıp mutlaka en kısa sürede taşımanız sizin yararınıza olacaktır.
Veya yönetim paneline giriş yapamıyorsunuz, sessionlar çalışmıyor. Tüm ayarların doğru olduğundan eminsiniz. tmp dizininin dolu olduğundan şüphelendiniz mi hiç?
Hepinize mutlu yarınlar...
Not: tmp klasörünün içine girip silmeyi denemeyin lütfen :) uğraşırsınız...
TMP dolması yerli yersiz, saçma sapan problemlere yol açabiliyor. Bu sebeple zaman zaman manuel olarak boşaltmanız gerekebilir.
Bunun için en kestirme yol, SSH ile sunucumuza bağlanarak tmpyi tekrar oluşturmaktan geçiyor. Ardından servisleri restart ediyoruz. Komutlar sırası ile şu şekilde (teker teker kullanın, biri tamamlanınca diğerini...):
/bin/umount -l /tmp
/bin/umount -l /var/tmp
/bin/rm -fv /usr/tmpDSK
/scripts/securetmp --auto
/scripts/restartsrv_mysql
/scripts/restartsrv_httpd
Eğer mysql servisi ile ilgili bir sorun yaşıyorsanız, mutlaka aşağıdaki komutu da kullanın. FAILED alırsanız üstteki adımları tekrar deneyin.
service mysql start
Mesela, sunucuda mysql servisi beklenmedik bir biçimde duruyor ve çalıştırılamıyor olabilir, ki ben bunu yaşıyorum. Bu sorunun çözümü için yukarıdaki adımlar işe yarıyor. Tabii ki bu kısa süreli bir çözüm, Sunucunuzun yedeğini alıp mutlaka en kısa sürede taşımanız sizin yararınıza olacaktır.
Veya yönetim paneline giriş yapamıyorsunuz, sessionlar çalışmıyor. Tüm ayarların doğru olduğundan eminsiniz. tmp dizininin dolu olduğundan şüphelendiniz mi hiç?
Hepinize mutlu yarınlar...
Not: tmp klasörünün içine girip silmeyi denemeyin lütfen :) uğraşırsınız...
14 Ekim 2014 Salı
PHP mevcut zamanı almak
Merhabalar,
PHP içerisinde mevcut zamanı almak için date() fonksiyonunu kullanabilirsiniz. Ben bu yazımda bu fonksiyonun kullanım amaçlarından sadece birine değineceğim.
Özellikle dosya yükleme sırasında sıkça karşılaşılan bir problemdir dosya ismi çakışması. Dosyaları yüklerken bir bakmışsınız galeride önceki yüklediğiniz fotoğrafın yerine son yüklediklerinizden birisi gelmiş. Bu sorunun önüne geçmek için genelde rand() kullanılsa da yeterli olmuyor ne yazık ki. Özellikle dosya sayısı yüksek ise işiniz tam anlamı ile şansa kalmış oluyor.
Bu sebeple rand() fonksiyonunun yanında date() de kullanmak en mantıklısı diye düşünüyorum.
Bir de md5() ile kriptolarsak tadından yenmez :)
Neden sadece date() kullanmadığımıza gelirsek, aynı saniyede resim yüklenmesi ihtimaline karşılık olduğunu söyleyebilirim. Eşeği sağlam kazığa bağlamak gerekir, değil mi?
Örnek kullanım;
Not: Fonksiyonların üzerine tıklayarak "php.net" sayfasından detaylı güncel kullanım bilgilerini görebilirsiniz.
PHP içerisinde mevcut zamanı almak için date() fonksiyonunu kullanabilirsiniz. Ben bu yazımda bu fonksiyonun kullanım amaçlarından sadece birine değineceğim.
Özellikle dosya yükleme sırasında sıkça karşılaşılan bir problemdir dosya ismi çakışması. Dosyaları yüklerken bir bakmışsınız galeride önceki yüklediğiniz fotoğrafın yerine son yüklediklerinizden birisi gelmiş. Bu sorunun önüne geçmek için genelde rand() kullanılsa da yeterli olmuyor ne yazık ki. Özellikle dosya sayısı yüksek ise işiniz tam anlamı ile şansa kalmış oluyor.
Bu sebeple rand() fonksiyonunun yanında date() de kullanmak en mantıklısı diye düşünüyorum.
Bir de md5() ile kriptolarsak tadından yenmez :)
Neden sadece date() kullanmadığımıza gelirsek, aynı saniyede resim yüklenmesi ihtimaline karşılık olduğunu söyleyebilirim. Eşeği sağlam kazığa bağlamak gerekir, değil mi?
Örnek kullanım;
$tarih = date('Y-m-d H:i:s');
$rand = rand(9,99999);
$isim = md5($rand . $tarih);
Not: Fonksiyonların üzerine tıklayarak "php.net" sayfasından detaylı güncel kullanım bilgilerini görebilirsiniz.
13 Ekim 2014 Pazartesi
SSH ile toplu yedek alma
Merhabalar,
Bu yazımda sıkça ihtiyaç duyduğum bir konuya değineceğim.
Kontrol ettiğim sunucularda toplamda 1500ün üzerinde hosting hesabı var. Bunların yedeklerini almak için her zaman data centera hard disk gönderemiyorum. Bundan dolayı yedekleri ara ara kendim almak zorunda kalıyorum.
Takdir edersiniz ki bütün hesapların full backuplarını almak (dosyalar + sql + ...) eğer teker teker yapacaksanız uzun zaman alıyor. Bunun için SSH Secure File Transfer, SSH Secure Shell kullanıyorum.
Yaptıklarımı adım adım anlatayım şimdi.
for i in $(ls /var/cpanel/users); do /scripts/pkgacct $i;done
Terminal penceresini işlem tamamlanana kadar kapatmıyoruz. Bütün hosting hesaplarının tam yedekleri (full backup) sunucumuzun /home dizinine alınmaya başlandı. Şimdi /home dizinine girip yedeklerinizi bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
Eğer siz de benim gibi fazlaca hesap ile ilgileniyorsanız size tavsiyem, eğer hala yapmadıysanız, mutlaka bir fiber internet alın. Zira dosya indirmeleri konusunda gerçekten zaman kaybı yaşanabiliyor :)
Hepinize mutlu yarınlar...
SSH indirme linki (Tarama yapıldı, güvenli): SSH 3.2.9 indir
Bu yazımda sıkça ihtiyaç duyduğum bir konuya değineceğim.
Kontrol ettiğim sunucularda toplamda 1500ün üzerinde hosting hesabı var. Bunların yedeklerini almak için her zaman data centera hard disk gönderemiyorum. Bundan dolayı yedekleri ara ara kendim almak zorunda kalıyorum.
Takdir edersiniz ki bütün hesapların full backuplarını almak (dosyalar + sql + ...) eğer teker teker yapacaksanız uzun zaman alıyor. Bunun için SSH Secure File Transfer, SSH Secure Shell kullanıyorum.
Yaptıklarımı adım adım anlatayım şimdi.
- SSH Secure File Transfer ile (Winscp gibi farklı uygulamalar da kullanabilirsiniz ama ben buna alıştım açıkçası) sunucumuza bağlanıyoruz.
- Yeni terminal penceresi açıyoruz.
- Aşağıda vermiş olduğum komutu yapıştırıyoruz (Shıft + Insert veya Sağ tık + Yapıştır)
- Enter a basıyoruz.
for i in $(ls /var/cpanel/users); do /scripts/pkgacct $i;done
Terminal penceresini işlem tamamlanana kadar kapatmıyoruz. Bütün hosting hesaplarının tam yedekleri (full backup) sunucumuzun /home dizinine alınmaya başlandı. Şimdi /home dizinine girip yedeklerinizi bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
Eğer siz de benim gibi fazlaca hesap ile ilgileniyorsanız size tavsiyem, eğer hala yapmadıysanız, mutlaka bir fiber internet alın. Zira dosya indirmeleri konusunda gerçekten zaman kaybı yaşanabiliyor :)
Hepinize mutlu yarınlar...
SSH indirme linki (Tarama yapıldı, güvenli): SSH 3.2.9 indir
Yakında yeni yazılarımla sizlerleyim
Merhabalar,
Uzunca bir süredir yazmaya ara vermiş durumdaydım. Bundan sonra yayınlarıma tarz değiştirerek devam edeceğim.
Şu anda meşgul olduğum işim dolayısı ile fazla düşemiyordum blogumun üzerine. Ben de madem bir iş ile uğraşıyorum, o iş ile ilgili yazayım istedim.
Bundan sonraki yazılarımın çoğunluğu php ve mysql üzerine olacak. Bütün sorularınız için e.adiguzel@yandex.com mail adresimden bana ulaşabilirsiniz.
Hepinize mutlu yarınlar...
Uzunca bir süredir yazmaya ara vermiş durumdaydım. Bundan sonra yayınlarıma tarz değiştirerek devam edeceğim.
Şu anda meşgul olduğum işim dolayısı ile fazla düşemiyordum blogumun üzerine. Ben de madem bir iş ile uğraşıyorum, o iş ile ilgili yazayım istedim.
Bundan sonraki yazılarımın çoğunluğu php ve mysql üzerine olacak. Bütün sorularınız için e.adiguzel@yandex.com mail adresimden bana ulaşabilirsiniz.
Hepinize mutlu yarınlar...
Etiketler:
engin adıgüzel,
kodlama,
mysql,
mysql kodlama,
php,
php çözüm,
php problem,
php sorun,
sql problemleri,
sql sorunları,
veritabanı
31 Aralık 2013 Salı
Kafamdan Geçenler - 8
(Birkaç
kişiyi tenzih ederek yazıyorum bu yazıyı, zira bulundukları konum ve
çevre nedeni ile... Şeklinde başlayan bir giriş cümlesi kurmak isterdim
ama hayır, hepiniz dahilsiniz buna... Çünkü eğer bu yazıyı okuyacak
bilgisayar bilginiz, zamanınız ve internetiniz varsa; öğrenememiş olmak
bahane değil...)
Neymiş, halkbank'a yabancılar operasyon yapmış... Ulan halkbank'ın %70i yabancıların elinde be! SIZ KIMI UYUTUYORSUNUZ! Devletin para akışını %70i dış mihraklarda olan bir bankadan sağlayacaksın, sonra da yok efendim operasyon şöyle böyle... Büyüklerimin affına sığınarak söylüyorum, HASSİKTİRİN BE! Cidden yetti artık, biraz adam olun. Sabah akşam okuyup üfleyeceğinize, AZICIK DA OKUYUP ÖĞRENIN! Sonra dindar kesime kötü dedi bunlar, bunlar yahudi bilmem ne... CAHILSIN ARKADAŞIM CAHIL! O yahudiler, hristiyanlar, ateistler, o paraları çalarak mı kazandı? PEKI SENIN BAŞBAKANIN?!? He masum mu diyorsun? E neden bu kadar tutuştu? ALLAH'A GÜVENI MI KALMADI DA BAŞBAKANINIZIN BÖYLE KORKAR OLDU ADALETTEN???
Gönderse ya oğlanı ifade vermeye?
Neden alındı yüzlerce polis ve müdür görevden? Çaycısına kadar be, yuh! Sebep ne? Bilgi vermemiş... AÇ BI OKU! Yasa ne diyor hiç baktın mı? Bakmazsın tabi, başbakanın sana her zaman doğru söyler çünkü.. Bi siktiriniz gidiniz efendim...
Türkiyenin dünya ülkelerinde sıralamalarına bakın, değişikliği bi görün, lütfen...
Ülkede namaz kıldırmayacaklar diyebilecek kadar ileri gidebilenler var?? Neyin kafasındasınız siz? Peygamber mi lan adam? ISLAMIYET BAŞBAKANA MI KALDI?
Milyon tane şey dönüyor kafamda, konudan konuya atlıyorum resmen bu sebepten. Ama bunca zamandır istediğimiz tek bir şey vardı, size dayatılan ne olursa olsun hemen inanmayın, araştırın önce... Bilgi kimden gelirse gelsin araştırın... Hala IMFye borç kalmadi diyen gerizekalılar var abi?!? Aç hazine bakanlığının sitesini bi dış borca bak bre cahil!
Operasyon zamanlama falan tamam, HIÇ MI BEYIN YOK? Bu paralar imam hatip için dendi, yasalar ile 8 bin lira üstünün elden verilmesi yasak olduğu halde yediniz, HIÇ MI TAKIP ETMEZSINIZ?!? O imam hatip ile ilgili çıkan son gelişmelere bakın... Abicim, açın okuyun... UYUTULUYORSUNUZ!
Falan filan. Uzun lafın kısası, eğer kullanılmaya devam etmek istiyorsanız (ki kullanılan şeye ne yazık ki MAL denir) böyle devam edin. Yok bana hakaret ediyorsun, bunları hak etmiyorum diyorsan da araştır. Öyle sadece yandaş sitelerde dolaşma paşam...
Kuyruğuna bastıysam, canın yandı, için az da olsa cız ettiyse amacıma ulaşmışım demektir... Özür bekleme kardeşim. Kusura bakma ama benim için sen busun. Bu kadar mal, bu kadar gerizekalı olmana rağmen kardeşimsin. Iyi davran kendine, hava soğuk dışarı çıkarken sıcak giyin. Ha bi de, neyse boşver.
Neymiş, halkbank'a yabancılar operasyon yapmış... Ulan halkbank'ın %70i yabancıların elinde be! SIZ KIMI UYUTUYORSUNUZ! Devletin para akışını %70i dış mihraklarda olan bir bankadan sağlayacaksın, sonra da yok efendim operasyon şöyle böyle... Büyüklerimin affına sığınarak söylüyorum, HASSİKTİRİN BE! Cidden yetti artık, biraz adam olun. Sabah akşam okuyup üfleyeceğinize, AZICIK DA OKUYUP ÖĞRENIN! Sonra dindar kesime kötü dedi bunlar, bunlar yahudi bilmem ne... CAHILSIN ARKADAŞIM CAHIL! O yahudiler, hristiyanlar, ateistler, o paraları çalarak mı kazandı? PEKI SENIN BAŞBAKANIN?!? He masum mu diyorsun? E neden bu kadar tutuştu? ALLAH'A GÜVENI MI KALMADI DA BAŞBAKANINIZIN BÖYLE KORKAR OLDU ADALETTEN???
Gönderse ya oğlanı ifade vermeye?
Neden alındı yüzlerce polis ve müdür görevden? Çaycısına kadar be, yuh! Sebep ne? Bilgi vermemiş... AÇ BI OKU! Yasa ne diyor hiç baktın mı? Bakmazsın tabi, başbakanın sana her zaman doğru söyler çünkü.. Bi siktiriniz gidiniz efendim...
Türkiyenin dünya ülkelerinde sıralamalarına bakın, değişikliği bi görün, lütfen...
Ülkede namaz kıldırmayacaklar diyebilecek kadar ileri gidebilenler var?? Neyin kafasındasınız siz? Peygamber mi lan adam? ISLAMIYET BAŞBAKANA MI KALDI?
Milyon tane şey dönüyor kafamda, konudan konuya atlıyorum resmen bu sebepten. Ama bunca zamandır istediğimiz tek bir şey vardı, size dayatılan ne olursa olsun hemen inanmayın, araştırın önce... Bilgi kimden gelirse gelsin araştırın... Hala IMFye borç kalmadi diyen gerizekalılar var abi?!? Aç hazine bakanlığının sitesini bi dış borca bak bre cahil!
Operasyon zamanlama falan tamam, HIÇ MI BEYIN YOK? Bu paralar imam hatip için dendi, yasalar ile 8 bin lira üstünün elden verilmesi yasak olduğu halde yediniz, HIÇ MI TAKIP ETMEZSINIZ?!? O imam hatip ile ilgili çıkan son gelişmelere bakın... Abicim, açın okuyun... UYUTULUYORSUNUZ!
Falan filan. Uzun lafın kısası, eğer kullanılmaya devam etmek istiyorsanız (ki kullanılan şeye ne yazık ki MAL denir) böyle devam edin. Yok bana hakaret ediyorsun, bunları hak etmiyorum diyorsan da araştır. Öyle sadece yandaş sitelerde dolaşma paşam...
Kuyruğuna bastıysam, canın yandı, için az da olsa cız ettiyse amacıma ulaşmışım demektir... Özür bekleme kardeşim. Kusura bakma ama benim için sen busun. Bu kadar mal, bu kadar gerizekalı olmana rağmen kardeşimsin. Iyi davran kendine, hava soğuk dışarı çıkarken sıcak giyin. Ha bi de, neyse boşver.
17 Aralık 2013 Salı
Kafamdan Geçenler - 7
Bugün çığlık çığlığaydım. Ağzımdan tek bir kelime dökülmedi ama
etrafımdaki herkes "neden?" diye soruyordu, ağızlarından tek bir kelime
dökülmeden. Kulağımda kulaklıklar, parçalardan "hey brother" ve ben
avazım çıktığınca bağırıyordum dünyama, içimdeki dünyaya...
Hey brother, there's an endless road to rediscover
Yeniden keşfetmenin sonu yoktur... Her adımımda yeniden keşfediyorum kendimi. Ve her adımında yeniden keşfediyorum seni. O kadar çok değişim yaşadık ki seninle beraber, o kadar çok değiştim ki, dönüp geriye baktığımda tek gördüğüm aynılıklar. Ve tek istediğim avazım çıkıncaya kadar bağırmak kardeşim. Tek istediğim bu artık. Gel gör ki bunu yaparken bile dünya beni pireyi silkinerek üstünden atmaya çalışan bir köpek gibi üstünden atmaya çalışıyormuş gibi geliyor. Neden bilmiyorum, ama sana da bazı bazı böyle olduğunu biliyorum kardeşim, seni ANLIYORUM...
Hey sister, know the water's sweet but blood is thicker
Şarkıların romanlar gibi çevrilmesine karşıyım, aynı şiirler gibi. Onlara yüklediğimiz anlamlar biz olmadan anlamsız. Su tatlıdır, ama kan daha yoğundur... Seninle kan bağımız yok, belki de hiç görmedin bile beni, belki adımı bile bilmiyorsun ama bir şeyi bilmeni istiyorum kardeşim, dünyada hiç kimsen olmadığında, tutunacak dalın kalmadığında ve her umutsuzluğa düştüğünde hatırlamanı istediğim bir şey var, seni seviyorum. Dağlar kadar değil, kocaman değil... Ne kadar istersen o kadar sevgim var senin için. Çünkü ihtiyacın olan tek şey bu, zaten benim de sana verebileceğim bundan daha değerli bir şeyim yok...
Oh, if the sky comes falling down,
For you,
There's nothing in this world i wouldn't do
Hayatıma insanlar giriyor, insanlar çıkıyor, bazılar sadece bakıp geçiyor ama ben sadece çığlık çığlığa bağırmak istiyorum sadece. Ve bunu yaparken yanlız olmadığımı biliyorum. Kendimi yeniden keşfettiğim her an daha da öfkeli, daha da küskün hissediyorum. Sana küsüyorum, kendime küsüyorum, yazmaya küsüyorum...
Ama çoğunlukla bağırmak istiyorum, haykırmak istiyorum! Tek harflik milyonlarca cümle kurmak istiyorum! Dilimden dökülen bir harf, sadece tek bir harf istiyorum...
Hey brother, do you still believe in one another
Çalışmaya berber çırağı olarak başladım, sonra market, sonra gözlükçü, sonra marangoz, sonra başkaları. O kadar insan gördüm ki kardeşim, o kadar insan tanıdım ki... Ya da tanıdığımı sandım. Herkesten olmasa da o kadar çok kazık yedim ki, o kadar çok kullanıldım ki... Ve hala inanıyorum biliyor musun? Inanmak istiyorum. Insanların iyi olabileceğine, gerçekten sevebileceğine inanmak istiyorum. Zorunluluktan değil, salaklıktan değil, inanmak istediğim için inanıyorum sana kardeşim. Ya sen?
Hey sister, do you still believe in love i wonder
Herkes birine, bir şeye aşıktır bu dünyada. Tarifi imkansız bir yemek gibidir adeta, raslantıdan doğmuş, içine ne kattığını hatırlamadığın bir yemek gibidir. Tadı damağında kalmıştır, elde etmek için elinden geleni yaparsın ama sonu hep hüsrandır çünkü gizli malzemeyi unuturuz her seferinde. O kişiyle yaşanır aşk. Pirince istediğin kadar bulgur de, pirinç istediği kadar bulgur olmak istesin...
Öyle midir? Ben de merak ediyorum. Peki sen kardeşim, hala inanıyor musun merak ettiğim, aradığım aşka?
Oh, if the sky comes falling down
For you,
There's nothing in this world i wouldn't do
İçinden geçenleri okuyamam belki, ama bu hayal kurmam için engel değil ki? Senin için hayal kurabilirim, tıpkı kendim için kurduğum gibi. Gözlerim mavi gökyüzündeyken, kollarımı açıp, boğazım kanayıncaya kadar bağırmak istememe kim engel olabilir?
What if i'm far from home
Oh brother i will hear you call
What if i lose it all
Oh sister i will help you out
Hepinizi seviyorum okurlarım, özellikle seni. Evet evet, senden bahsediyorum. Üstüne alınmaktan çekinme çünkü en çok sevdiğim okurum sensin.
Ha, bir de küskünleri barıştıran Ebru'ya kucak dolusu sevgiler...
Hepinize mutlu yarınlar.
Hey brother, there's an endless road to rediscover
Yeniden keşfetmenin sonu yoktur... Her adımımda yeniden keşfediyorum kendimi. Ve her adımında yeniden keşfediyorum seni. O kadar çok değişim yaşadık ki seninle beraber, o kadar çok değiştim ki, dönüp geriye baktığımda tek gördüğüm aynılıklar. Ve tek istediğim avazım çıkıncaya kadar bağırmak kardeşim. Tek istediğim bu artık. Gel gör ki bunu yaparken bile dünya beni pireyi silkinerek üstünden atmaya çalışan bir köpek gibi üstünden atmaya çalışıyormuş gibi geliyor. Neden bilmiyorum, ama sana da bazı bazı böyle olduğunu biliyorum kardeşim, seni ANLIYORUM...
Hey sister, know the water's sweet but blood is thicker
Şarkıların romanlar gibi çevrilmesine karşıyım, aynı şiirler gibi. Onlara yüklediğimiz anlamlar biz olmadan anlamsız. Su tatlıdır, ama kan daha yoğundur... Seninle kan bağımız yok, belki de hiç görmedin bile beni, belki adımı bile bilmiyorsun ama bir şeyi bilmeni istiyorum kardeşim, dünyada hiç kimsen olmadığında, tutunacak dalın kalmadığında ve her umutsuzluğa düştüğünde hatırlamanı istediğim bir şey var, seni seviyorum. Dağlar kadar değil, kocaman değil... Ne kadar istersen o kadar sevgim var senin için. Çünkü ihtiyacın olan tek şey bu, zaten benim de sana verebileceğim bundan daha değerli bir şeyim yok...
Oh, if the sky comes falling down,
For you,
There's nothing in this world i wouldn't do
Hayatıma insanlar giriyor, insanlar çıkıyor, bazılar sadece bakıp geçiyor ama ben sadece çığlık çığlığa bağırmak istiyorum sadece. Ve bunu yaparken yanlız olmadığımı biliyorum. Kendimi yeniden keşfettiğim her an daha da öfkeli, daha da küskün hissediyorum. Sana küsüyorum, kendime küsüyorum, yazmaya küsüyorum...
Ama çoğunlukla bağırmak istiyorum, haykırmak istiyorum! Tek harflik milyonlarca cümle kurmak istiyorum! Dilimden dökülen bir harf, sadece tek bir harf istiyorum...
Hey brother, do you still believe in one another
Çalışmaya berber çırağı olarak başladım, sonra market, sonra gözlükçü, sonra marangoz, sonra başkaları. O kadar insan gördüm ki kardeşim, o kadar insan tanıdım ki... Ya da tanıdığımı sandım. Herkesten olmasa da o kadar çok kazık yedim ki, o kadar çok kullanıldım ki... Ve hala inanıyorum biliyor musun? Inanmak istiyorum. Insanların iyi olabileceğine, gerçekten sevebileceğine inanmak istiyorum. Zorunluluktan değil, salaklıktan değil, inanmak istediğim için inanıyorum sana kardeşim. Ya sen?
Hey sister, do you still believe in love i wonder
Herkes birine, bir şeye aşıktır bu dünyada. Tarifi imkansız bir yemek gibidir adeta, raslantıdan doğmuş, içine ne kattığını hatırlamadığın bir yemek gibidir. Tadı damağında kalmıştır, elde etmek için elinden geleni yaparsın ama sonu hep hüsrandır çünkü gizli malzemeyi unuturuz her seferinde. O kişiyle yaşanır aşk. Pirince istediğin kadar bulgur de, pirinç istediği kadar bulgur olmak istesin...
Öyle midir? Ben de merak ediyorum. Peki sen kardeşim, hala inanıyor musun merak ettiğim, aradığım aşka?
Oh, if the sky comes falling down
For you,
There's nothing in this world i wouldn't do
İçinden geçenleri okuyamam belki, ama bu hayal kurmam için engel değil ki? Senin için hayal kurabilirim, tıpkı kendim için kurduğum gibi. Gözlerim mavi gökyüzündeyken, kollarımı açıp, boğazım kanayıncaya kadar bağırmak istememe kim engel olabilir?
What if i'm far from home
Oh brother i will hear you call
What if i lose it all
Oh sister i will help you out
Hepinizi seviyorum okurlarım, özellikle seni. Evet evet, senden bahsediyorum. Üstüne alınmaktan çekinme çünkü en çok sevdiğim okurum sensin.
Ha, bir de küskünleri barıştıran Ebru'ya kucak dolusu sevgiler...
Hepinize mutlu yarınlar.
31 Mayıs 2013 Cuma
Taksimde Direniş
Taksimde bir direniş var, hepimiz şöyle ya da böyle bu durumdan haberdarız. Size su ana kadar duyduklarınızdan farklı bir açıdan bakmanız için yazıyorum bu yazıyı. Bu zamana kadar bir tane bile siyasi paylaşımda bulunmadım. Çünkü zamanında bu konuda dilim gerçekten yandı.
Bu size yazacağım ilk ve son yazı olacak bu şekilde. En azından öyle umuyorum.
Öncelikle, 5000i aşkın insan birkaç ağacı koruma mücadelesi veriyor. Inanın olayları okuduğumda, paylaşımları incelediğimde içimde inanılmaz bir coşku belirdi. "işte bu!" dedim. Ihtiyacımız olan birlik ve beraberlik bu çünkü.
Sonra dönüp baktım, 5 ağaç için bunca olaya, ölümlere, yaralanmalara değer miydi dedim. Düşündüm, "ağaçlar orada sembol, sembollere insanlar güç verir. Yeterli sayıyla 5 ağacı kurtarmak dünyayı değiştirebilir"
Mi acaba...
Panzerin altında kalıp ezilen, biber gazından dolayı kalp krizi geçirip ölen, kafatası yarılmış bir şekilde hastanede yatan insanlara değer miydi?
100den fazla yaralı olan bir olay, 5 ağaç için mi çıkmalıydı?
Evet... Çıkmalıydı belki...
Ama öncesinde üçüncü köprü için yıkılacak alanlar için çıkmalıydı bu olaylar...
Ondan öncesinde Reyhanlıda...
Ondan öncesinde kendi f16mızın attığı bomba ile "yanlışlıkla" öldürülen 35 gençte çıkmalıydı...
T.C. söz konusu olduğunda çıkmalıydı bu olaylar mesela...
Yenikapı da arkeolojik kazı alanına kepçe vurulduğunda çıkmalıydı...
En önemlisi terör yüzünden şehit olan gencecik kardeşlerimiz için çıkmalıydı bu olaylar. Üç büyükler onlar için toplanmalı, milletvekilleri onlar için dayak yemeliydi...
Değdi mi ölenlere? Değiyor mu? Bence değmiyor.
5000 tane ağaç dikilsin şimdi, hangisi geri gelecek?
Şimdi biraz olaylara objektif bakalım...
Bu olaylar geçince ne olacak? Ne olacağını söyleyeyim... Üç beş fotoğraf, video atılacak ortaya. "Bakın camları taşladılar..." "Bakın polise molotof attılar..." "Bakın kargaşadan faydalanıp yağma yaptılar..." ve son manşet "Kolluk kuvvetleri güç kullanmak zorunda bırakıldı..."
Tam olarak bu kelimelerle olmasa bile iş buraya gelecek.
Devlet ne yapar eder, kendisini haklı çıkartır arkadaşlar. Inanırsın, inanmazsın o sana kalmış. Ama iş buraya gelecek.
5-10 polisin ayağına sıkılacak belki de, "Polise ateş açıldı, mecbur bırakıldılar" denilecek.
Abilerimiz, ablalarımız söylesinler, olmadı mı bunlar? Aynen yaşandı daha önce. Çok yakın bir tarihte örneği bile var? Anladınız siz onu.
Polisimiz zaten eğitimsiz. Koymuşlar bi grup eğitimsiz insanın başına bi o kadar dengesiz bi başkomiser, onun başında da başka biri... Ne laf mı etti? Hurra dalın emri. Polis zaten aksiyon arıyor... Öbür tarafta yok şu parti, yok bu parti, yok şu grup derken onların da başında birkaç kişi, kendilerinin bi boka yaradığı görülmemiştir, görülmüşse de ben görmedim en azından. Onlar da yönlendirmek için can atıyor...
Kısacası, üç beş tane kendini bilmez sayesinde gündem değişiyor da değişiyor...
Zannediyor musunuz ki polis sizi oradan çıkartmak istiyor?
Istesin, 1 saate çıkartırlar herkesi meydandan.
Benden söylemesi, bu işin altında başka bir iş var. Ve sonu hiç de tatlı bitmeyecek.
5 ağaçmış... Yıksınlar abi! Yaksınlar oraları...
Sadece tek bi soru, değdi mi bu canların yanmasına?
Neyse, siz bu yazdıklarımı unutun... Nasıl olsa yanlış anlaycaksınız...
Direnin!
Not: Yanlış anlaşılmasın, bu birliğe karşı değilim... Sadece neden bu güne kadar sustuk sorusunu sormak istiyorum sizlere... Hele polisi kesinlikle savunmuyorum. Bir emekli polis çocuğu olarak, polislerin günümüzdeki halinden "utanıyorum"
Bu size yazacağım ilk ve son yazı olacak bu şekilde. En azından öyle umuyorum.
Öncelikle, 5000i aşkın insan birkaç ağacı koruma mücadelesi veriyor. Inanın olayları okuduğumda, paylaşımları incelediğimde içimde inanılmaz bir coşku belirdi. "işte bu!" dedim. Ihtiyacımız olan birlik ve beraberlik bu çünkü.
Sonra dönüp baktım, 5 ağaç için bunca olaya, ölümlere, yaralanmalara değer miydi dedim. Düşündüm, "ağaçlar orada sembol, sembollere insanlar güç verir. Yeterli sayıyla 5 ağacı kurtarmak dünyayı değiştirebilir"
Mi acaba...
Panzerin altında kalıp ezilen, biber gazından dolayı kalp krizi geçirip ölen, kafatası yarılmış bir şekilde hastanede yatan insanlara değer miydi?
100den fazla yaralı olan bir olay, 5 ağaç için mi çıkmalıydı?
Evet... Çıkmalıydı belki...
Ama öncesinde üçüncü köprü için yıkılacak alanlar için çıkmalıydı bu olaylar...
Ondan öncesinde Reyhanlıda...
Ondan öncesinde kendi f16mızın attığı bomba ile "yanlışlıkla" öldürülen 35 gençte çıkmalıydı...
T.C. söz konusu olduğunda çıkmalıydı bu olaylar mesela...
Yenikapı da arkeolojik kazı alanına kepçe vurulduğunda çıkmalıydı...
En önemlisi terör yüzünden şehit olan gencecik kardeşlerimiz için çıkmalıydı bu olaylar. Üç büyükler onlar için toplanmalı, milletvekilleri onlar için dayak yemeliydi...
Değdi mi ölenlere? Değiyor mu? Bence değmiyor.
5000 tane ağaç dikilsin şimdi, hangisi geri gelecek?
Şimdi biraz olaylara objektif bakalım...
Bu olaylar geçince ne olacak? Ne olacağını söyleyeyim... Üç beş fotoğraf, video atılacak ortaya. "Bakın camları taşladılar..." "Bakın polise molotof attılar..." "Bakın kargaşadan faydalanıp yağma yaptılar..." ve son manşet "Kolluk kuvvetleri güç kullanmak zorunda bırakıldı..."
Tam olarak bu kelimelerle olmasa bile iş buraya gelecek.
Devlet ne yapar eder, kendisini haklı çıkartır arkadaşlar. Inanırsın, inanmazsın o sana kalmış. Ama iş buraya gelecek.
5-10 polisin ayağına sıkılacak belki de, "Polise ateş açıldı, mecbur bırakıldılar" denilecek.
Abilerimiz, ablalarımız söylesinler, olmadı mı bunlar? Aynen yaşandı daha önce. Çok yakın bir tarihte örneği bile var? Anladınız siz onu.
Polisimiz zaten eğitimsiz. Koymuşlar bi grup eğitimsiz insanın başına bi o kadar dengesiz bi başkomiser, onun başında da başka biri... Ne laf mı etti? Hurra dalın emri. Polis zaten aksiyon arıyor... Öbür tarafta yok şu parti, yok bu parti, yok şu grup derken onların da başında birkaç kişi, kendilerinin bi boka yaradığı görülmemiştir, görülmüşse de ben görmedim en azından. Onlar da yönlendirmek için can atıyor...
Kısacası, üç beş tane kendini bilmez sayesinde gündem değişiyor da değişiyor...
Zannediyor musunuz ki polis sizi oradan çıkartmak istiyor?
Istesin, 1 saate çıkartırlar herkesi meydandan.
Benden söylemesi, bu işin altında başka bir iş var. Ve sonu hiç de tatlı bitmeyecek.
5 ağaçmış... Yıksınlar abi! Yaksınlar oraları...
Sadece tek bi soru, değdi mi bu canların yanmasına?
Neyse, siz bu yazdıklarımı unutun... Nasıl olsa yanlış anlaycaksınız...
Direnin!
Not: Yanlış anlaşılmasın, bu birliğe karşı değilim... Sadece neden bu güne kadar sustuk sorusunu sormak istiyorum sizlere... Hele polisi kesinlikle savunmuyorum. Bir emekli polis çocuğu olarak, polislerin günümüzdeki halinden "utanıyorum"
24 Aralık 2011 Cumartesi
Kafamdan Geçenler - 6
Artık güzel fotoğrafların anlamı yok benim için, neşeli sözcükler kül gibi ağzımda. Gülüyorum ama iğne dokunsa patayacak bir balonmuş gibi, ya da henüz patlamış balonun içindeki sıcak havanın esrarengiz buğusu gibi gülüyorum. Bi an sonra yok olacak, başka bir an başka bir yerde yeniden can bulacak bir damla gibi duruyorum yerimde. Tek sorun yok olmamam. Bırakamıyorum. Kaybedecek şeylerim var benim, sen varsın, o var, diğeri var. Sen beni, ben onları sevmesem de varsınız işte! Kinimi, hüznümü ve senden arta kalan aşkımı kaybetmek korkusu olmasa, arkamda bırakacağım insanlar olmasa keşke.
Veya, seni ardımda bırakabilsem keşke.
Bilmiyorum ne olur, ne olacak. Bu tamamen sana ve onlara kalmış bir şey. Hayatımı ben yönlendiremiyorum artık. Hayallerim, umutlarım, hatta düşüncelerim... Hepsi çok uzak geliyor şu anda. Bildiğin ölümü bekliyorum be!Hepimiz beklemiyor muyuz? Sadece ölene kadar sıkılmamak için bir şeyler yapıyoruz. Geziyoruz, yiyoruz, içiyoruz, dans ediyoruz, ip atlıyoruz ve dahası... E para olmadan bunları yapamayacağımız için hayatımızın büyük kısmı da çalışmakla geçiyor. Çalışıyoruz, çalışıyoruz, çalışıyoruz ve çalışıyoruz. Çalışmak için daha çok çalışıyoruz, yüksek yerlere gelmek için daha da çok çalışıyoruz. Sonra orda kalmak için çalışıyoruz. Eh, arada bir eğleniyoruz, bu duraktaki zamanımızın bir kısmını zevkle geçiriyoruz... Ama sonrasında çalışıyoruz ve çalışıyoruz...
Kaybedecek şeylerim git gide azalıyor ama. İnsanlardan soğuyorum, sevmiyorum artık kimseyi. Cidden bak, şaka değil. Birkaç kişi dışında kimseyi sevmiyorum. Yemeklerden tad alamıyorum. Misal, geçen sene özel tarifim diye yaptığım yemek midemi bulandırıyor artık. Öyle sürekli de yemedim halbuki? En fazla ayda bir yemişimdir. Kitap okumayı da bıraktım. Neden okuyayım ki? Saçmalık. Bugün bunları yazmamı sağlamaktan başka ne kazandırdı bana? İletişim becerisi mi? Dile hakim olmak mı? Kısa bir özet geçeyim sana: Sen dahil hemen hiç kimse sevmez beni. Ve çalıştığım yer bir çağrı merkezi, gece boyunca maksimum bir iki çağrı alanlardan. Oldu mu? yeterince açık mı? Güzel, devam edeyim o zaman. Takmıyorum fazla, seni de takmıyorum ne yazık ki. Yüzüne bile bakmıyorum. Bu yazdıklarım ne o zaman, di mi? Seni takmıyorum dedim sadece...
Hayal ile gerçek arasında kaybolup gidiyorum şu sıralar. Ben gerçek miyim, acaba bi akıl hastanesinde kalıyor olsam ve bu yaşadıklarım aklımın bi oyunu olsa; bunu anlayabilir miydim? Öyle olsa bile çok gerçekçi bir yalan olurdu...
Dağıttım yine galiba? Daha çok fazla şey var kafamda ama yazmaktan da sıkılıyorum şu sıralar. Bunu nasıl yazdım ben bile anlamadım.
Hadi eyvallah...
Veya, seni ardımda bırakabilsem keşke.
Bilmiyorum ne olur, ne olacak. Bu tamamen sana ve onlara kalmış bir şey. Hayatımı ben yönlendiremiyorum artık. Hayallerim, umutlarım, hatta düşüncelerim... Hepsi çok uzak geliyor şu anda. Bildiğin ölümü bekliyorum be!Hepimiz beklemiyor muyuz? Sadece ölene kadar sıkılmamak için bir şeyler yapıyoruz. Geziyoruz, yiyoruz, içiyoruz, dans ediyoruz, ip atlıyoruz ve dahası... E para olmadan bunları yapamayacağımız için hayatımızın büyük kısmı da çalışmakla geçiyor. Çalışıyoruz, çalışıyoruz, çalışıyoruz ve çalışıyoruz. Çalışmak için daha çok çalışıyoruz, yüksek yerlere gelmek için daha da çok çalışıyoruz. Sonra orda kalmak için çalışıyoruz. Eh, arada bir eğleniyoruz, bu duraktaki zamanımızın bir kısmını zevkle geçiriyoruz... Ama sonrasında çalışıyoruz ve çalışıyoruz...
Kaybedecek şeylerim git gide azalıyor ama. İnsanlardan soğuyorum, sevmiyorum artık kimseyi. Cidden bak, şaka değil. Birkaç kişi dışında kimseyi sevmiyorum. Yemeklerden tad alamıyorum. Misal, geçen sene özel tarifim diye yaptığım yemek midemi bulandırıyor artık. Öyle sürekli de yemedim halbuki? En fazla ayda bir yemişimdir. Kitap okumayı da bıraktım. Neden okuyayım ki? Saçmalık. Bugün bunları yazmamı sağlamaktan başka ne kazandırdı bana? İletişim becerisi mi? Dile hakim olmak mı? Kısa bir özet geçeyim sana: Sen dahil hemen hiç kimse sevmez beni. Ve çalıştığım yer bir çağrı merkezi, gece boyunca maksimum bir iki çağrı alanlardan. Oldu mu? yeterince açık mı? Güzel, devam edeyim o zaman. Takmıyorum fazla, seni de takmıyorum ne yazık ki. Yüzüne bile bakmıyorum. Bu yazdıklarım ne o zaman, di mi? Seni takmıyorum dedim sadece...
Hayal ile gerçek arasında kaybolup gidiyorum şu sıralar. Ben gerçek miyim, acaba bi akıl hastanesinde kalıyor olsam ve bu yaşadıklarım aklımın bi oyunu olsa; bunu anlayabilir miydim? Öyle olsa bile çok gerçekçi bir yalan olurdu...
Dağıttım yine galiba? Daha çok fazla şey var kafamda ama yazmaktan da sıkılıyorum şu sıralar. Bunu nasıl yazdım ben bile anlamadım.
Hadi eyvallah...
Etiketler:
beni,
bulur,
etiketlemekten sıkıldım,
isteyen,
zaten
1 Haziran 2011 Çarşamba
Kafamdan geçenler - 5
Elimde hiçbir şey yokken yazıyorum bunları. Kendime ait olanlardan değil, bırakamayacaklarımdan bahsediyorum. Bir serabın peşinden kapılmış giderken ben, arkamdan geliyor geçmişimin gölgesi ve ürküyorum sessizliğimden. Gün geliyor, geçmişimdeki haykırışlarım çıkıyor önüme. Vurdumduymaz, sorumsuz, düşüncesiz zannedilen ama buna mecbur da bırakılan bir genç geliyor gözümün önüne.
Elimde hiçbir şey yok ve ben bir serabın peşindeyim. Kim bilir; belki de kör kuyularda kaynak suyu arıyorum ama umutsuzca değil, hayır. Kuyunun dibine bakamamamın nedeni umutsuzluk değil, çaresizlik. Haykırmak istiyorum fütursuzca, hiç günahım yokmuş gibi bu sessizlikte. Ama yapamıyorum işte.
Bir serabın peşinden gidiyorum adım atmadan ama ceplerimde ümit dolu. İleri baktıkça bana gülen güneşi çevreleyen bulutları düşünüyorum. Belirsizlik içerisinde sessizce duruyorum işte. Seraba ulaşma ümidiyle güneşe bakarak yürüyorum, kaybolmasın, onu da beraberinde götürmesin diye. Sessizliğime ölüm çığlığı eklemesin diye.
Önümde serap, ben üşüyorum sessizliğin gölgesinde. O kadar kaptırmışım ki kendimi, belki de bundandır devam edememem. Bir konuşsam, bir haykırsam susuzluğumu… Metaforların içinde kaybolmuşken kalbimin çaresiz sessizliği ile baş başa kalmak… Sonunda, sana ulaşmak…
Önümde sen, ben gülüyorum sessizliğime…
Elimde hiçbir şey yok ve ben bir serabın peşindeyim. Kim bilir; belki de kör kuyularda kaynak suyu arıyorum ama umutsuzca değil, hayır. Kuyunun dibine bakamamamın nedeni umutsuzluk değil, çaresizlik. Haykırmak istiyorum fütursuzca, hiç günahım yokmuş gibi bu sessizlikte. Ama yapamıyorum işte.
Bir serabın peşinden gidiyorum adım atmadan ama ceplerimde ümit dolu. İleri baktıkça bana gülen güneşi çevreleyen bulutları düşünüyorum. Belirsizlik içerisinde sessizce duruyorum işte. Seraba ulaşma ümidiyle güneşe bakarak yürüyorum, kaybolmasın, onu da beraberinde götürmesin diye. Sessizliğime ölüm çığlığı eklemesin diye.
Önümde serap, ben üşüyorum sessizliğin gölgesinde. O kadar kaptırmışım ki kendimi, belki de bundandır devam edememem. Bir konuşsam, bir haykırsam susuzluğumu… Metaforların içinde kaybolmuşken kalbimin çaresiz sessizliği ile baş başa kalmak… Sonunda, sana ulaşmak…
Önümde sen, ben gülüyorum sessizliğime…
9 Nisan 2011 Cumartesi
Kafamdan geçenler - 4
Yazılanlar her zaman kalpten gelenler midir yoksa istediğiniz tepkileri alamadığınız bir durumda karşı tarafa serzeniş midir? Sanırım bunun cevabını kendimize karşı dürüst olmadıkça bulamayacağız ve aynı duygularla yazmaya devam edeceğiz.
Hüzünlü olduğum zamanlar karşımdakini hüzünlendirmeye, mutlu olduğum zamanlar mutlu kılmaya ve istenmediğim zamanlar hep karşıdakinin bana sempati duymasını sağlayacak yazılar yazmaya çalıştım gibi geliyor bu güne kadar. Ama bugün içimden gelenleri yazıyorum. Bu yazıda beni ilgilendiren tek şey benliğim.
Yazacak konu bulmak zor oluyor bazen, eh ben de zora gelmeyi seven bir insan değilim pek ve fazla yazamıyorum son zamanlarda. Bundan önce yazdığım bir yazı daha var koyamadığım bloguma -ki muhtemelen bundan bir önce veya sonra okuduğunuz/okuyacağınız yazı o olacak- ve bu da klavyeye ne kadar uzak olduğumu hatırlatıyor bana. Bir zamanlar yazacak çok şeyim vardı. Eve giderken gördüğüm bir kuşa bile yazabilecek durumdaydım. O zamanlar güzeldi hayat.
Şimdi ise karmaşadan ibaret bir yolda elimde birden fazla haritacının çizdiği birden fazla harita var. Yönümü kendim çizmeliyim gibi geliyor bu durumda, hoş, daha önce de farklı davranmadım ki zaten?
Aldığım kararlar gittikçe radikalleşmeye başladı ve bazı şeyleri çevremden gizler oldum artık. Korkuyorum onları kaybetmekten ama bir o kadar da umursamazım onlara karşı. İnanın nasıl olduğunu ben de bilmiyorum. Sadece devam ediyorum yaptığım şeylere.
Uzunca bir yazı yazmak zor geliyor artık, kusura bakmayın sevgili okurlarım. Belki bir gün eski Engin geri döner?
Umarım..
Hüzünlü olduğum zamanlar karşımdakini hüzünlendirmeye, mutlu olduğum zamanlar mutlu kılmaya ve istenmediğim zamanlar hep karşıdakinin bana sempati duymasını sağlayacak yazılar yazmaya çalıştım gibi geliyor bu güne kadar. Ama bugün içimden gelenleri yazıyorum. Bu yazıda beni ilgilendiren tek şey benliğim.
Yazacak konu bulmak zor oluyor bazen, eh ben de zora gelmeyi seven bir insan değilim pek ve fazla yazamıyorum son zamanlarda. Bundan önce yazdığım bir yazı daha var koyamadığım bloguma -ki muhtemelen bundan bir önce veya sonra okuduğunuz/okuyacağınız yazı o olacak- ve bu da klavyeye ne kadar uzak olduğumu hatırlatıyor bana. Bir zamanlar yazacak çok şeyim vardı. Eve giderken gördüğüm bir kuşa bile yazabilecek durumdaydım. O zamanlar güzeldi hayat.
Şimdi ise karmaşadan ibaret bir yolda elimde birden fazla haritacının çizdiği birden fazla harita var. Yönümü kendim çizmeliyim gibi geliyor bu durumda, hoş, daha önce de farklı davranmadım ki zaten?
Aldığım kararlar gittikçe radikalleşmeye başladı ve bazı şeyleri çevremden gizler oldum artık. Korkuyorum onları kaybetmekten ama bir o kadar da umursamazım onlara karşı. İnanın nasıl olduğunu ben de bilmiyorum. Sadece devam ediyorum yaptığım şeylere.
Uzunca bir yazı yazmak zor geliyor artık, kusura bakmayın sevgili okurlarım. Belki bir gün eski Engin geri döner?
Umarım..
Kafamdan geçenler - 3
Yine metrobüste yazıyorum…
Boş zamanları dolu geçirmenin bir yolu belki de benim için yazmak. Aslında hoşuma gitmiyor değil; gitmese yazmazdım, değil mi? İnsan hep boş zamanı olsun istiyor. Ne yazık ki hayat koşuşturmasına o kadar kaptırıyoruz ki kendimizi tüm zamanlarımız dolmuş zannediyoruz. Hatta zaman yetmiyor bize.
Kyle XY isimli bir dizi var, 17 yıl boyunca rahim simulasyonu olan bir tüpte yaşıyor çocuk. Dış dünya ile bağlantısı tamamen kesik. Bir şekilde oradan çıkıyor ve hayatı öğrenmeye başlıyor.
17 yaşında doğuyor.
Çok güzel dersler var dizide, mesela zaman kavramı. Çocuğun aklına takılan sorulardan biri şu; 24 saat var ve bu insanlar tarafından belirlenmiş. Peki insanların kendi kendilerine ürettikleri bu zaman dilimleri nasıl yetmiyor diyordu. Hangi açıdan baktığınıza bağlı olarak mantıklı veya mantıksız gelebiliyor. Ama asıl konu şu ki; gerçekten de çok boş zamanımız var.
Günümün 5-6 saati yollarda geçiyor. Tek yaptığım –çoğunlukla- boş boş oturmak, ayakta durmak, dışarıyı izlemek vesaire. Bu zamanı yolda değil de evde geçirseydim ne değişirdi? Yine meşgul olurdum, bir şey yapacak zamanım olmazdı.
Anlatmaya çalıştığım şey; zaman yaratmak zor değil. Yeter ki isteyin. İsteyince yapılamayacak şey yok derler ya; cidden yok.
Konudan konuya atlıyor gibi duracağım ama maksat bu değil mi? Kafayı boşaltmak. Neyse; dün Bora abi, Can abi ve Baboli ile konuşurken –ki genelde arabalar hakında olur bu konuşmalar- Bugatti Veyron a binmemiz imkansız dedik. Milyarlık araba sonuçta.
Bence imkansız değil. İyi bir yatırım ile belki beş belki on sene, ne kadar sürerse sürsün bu para kazanılabilir.
Yahu senin, benim şu plazaları diken adamlardan ne farkımız var? Söyleyeyim… Onlar kafalarını kullanıp boş zamanlarını değerlendirerek buralara gelmiş insanlar. İddia ediyorum, tekrar, kafanı kullanıp ne istediğini bildin mi başaramayacağın şey yok! Tıpa mı girmek istiyorsun? Otur dersine çalış! Bir işe mi girmek istiyorsun? Bilgilen!
Tabii iş işten geçmeden….
Seviyorum sizi okurlarım. Hepinize mutlu yarınlar…
Boş zamanları dolu geçirmenin bir yolu belki de benim için yazmak. Aslında hoşuma gitmiyor değil; gitmese yazmazdım, değil mi? İnsan hep boş zamanı olsun istiyor. Ne yazık ki hayat koşuşturmasına o kadar kaptırıyoruz ki kendimizi tüm zamanlarımız dolmuş zannediyoruz. Hatta zaman yetmiyor bize.
Kyle XY isimli bir dizi var, 17 yıl boyunca rahim simulasyonu olan bir tüpte yaşıyor çocuk. Dış dünya ile bağlantısı tamamen kesik. Bir şekilde oradan çıkıyor ve hayatı öğrenmeye başlıyor.
17 yaşında doğuyor.
Çok güzel dersler var dizide, mesela zaman kavramı. Çocuğun aklına takılan sorulardan biri şu; 24 saat var ve bu insanlar tarafından belirlenmiş. Peki insanların kendi kendilerine ürettikleri bu zaman dilimleri nasıl yetmiyor diyordu. Hangi açıdan baktığınıza bağlı olarak mantıklı veya mantıksız gelebiliyor. Ama asıl konu şu ki; gerçekten de çok boş zamanımız var.
Günümün 5-6 saati yollarda geçiyor. Tek yaptığım –çoğunlukla- boş boş oturmak, ayakta durmak, dışarıyı izlemek vesaire. Bu zamanı yolda değil de evde geçirseydim ne değişirdi? Yine meşgul olurdum, bir şey yapacak zamanım olmazdı.
Anlatmaya çalıştığım şey; zaman yaratmak zor değil. Yeter ki isteyin. İsteyince yapılamayacak şey yok derler ya; cidden yok.
Konudan konuya atlıyor gibi duracağım ama maksat bu değil mi? Kafayı boşaltmak. Neyse; dün Bora abi, Can abi ve Baboli ile konuşurken –ki genelde arabalar hakında olur bu konuşmalar- Bugatti Veyron a binmemiz imkansız dedik. Milyarlık araba sonuçta.
Bence imkansız değil. İyi bir yatırım ile belki beş belki on sene, ne kadar sürerse sürsün bu para kazanılabilir.
Yahu senin, benim şu plazaları diken adamlardan ne farkımız var? Söyleyeyim… Onlar kafalarını kullanıp boş zamanlarını değerlendirerek buralara gelmiş insanlar. İddia ediyorum, tekrar, kafanı kullanıp ne istediğini bildin mi başaramayacağın şey yok! Tıpa mı girmek istiyorsun? Otur dersine çalış! Bir işe mi girmek istiyorsun? Bilgilen!
Tabii iş işten geçmeden….
Seviyorum sizi okurlarım. Hepinize mutlu yarınlar…
20 Kasım 2010 Cumartesi
Susma sevgili
Susma lütfen çünkü sen sustukça sıra bana geliyor
Dalgaların arasında kaybolan yüzgeçler misali
Önümde kağıt, kayboluyorum kelimelerin içinde
Ve gözlerimde bir tek sen var
Sana yazıyorum ama senin cümlelerinle
Senin cümlelerinle diyorum
çünkü bütün cümleler sana ait aslında
Bütün kanallarda sen varsın
Bütün saatler seni gösteriyor
Yalnızlık pınarında iki damla gözyaşısın adeta
Gözyaşısın diyorum
çünkü hayatımdaki izler anlamsız senden sonra
Televizyondaki kötü haberleri görmüyorum
Yalnızlık şarkıları hiç yazılmamış, ağıtlar hiç yakılmamış
Ve en kötü aşklar hiç yaşanmamış senden sonra
Bitmemiş şiirler gibisin benim gözümde
Başlarken çekinmediğim
Ve bitirmeye kıyamadığım son mısramsın...
Dalgaların arasında kaybolan yüzgeçler misali
Önümde kağıt, kayboluyorum kelimelerin içinde
Ve gözlerimde bir tek sen var
Sana yazıyorum ama senin cümlelerinle
Senin cümlelerinle diyorum
çünkü bütün cümleler sana ait aslında
Bütün kanallarda sen varsın
Bütün saatler seni gösteriyor
Yalnızlık pınarında iki damla gözyaşısın adeta
Gözyaşısın diyorum
çünkü hayatımdaki izler anlamsız senden sonra
Televizyondaki kötü haberleri görmüyorum
Yalnızlık şarkıları hiç yazılmamış, ağıtlar hiç yakılmamış
Ve en kötü aşklar hiç yaşanmamış senden sonra
Bitmemiş şiirler gibisin benim gözümde
Başlarken çekinmediğim
Ve bitirmeye kıyamadığım son mısramsın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Özel Arama